28 Temmuz 2012 Cumartesi

BEYİN YANDI-512

kötü insanlar ve kalabalıkları


yahu birini suçlayacaksan bahane bol
ne olacak ki ruh sıkacaksan sebep illa ki uydurulur..
hayat kısa ve dünya üç günlük öyle değil mi?
bu yüzden herkes birbirini yaşarken gebertiyor.
insan kötü olmak isterse hakikatten oluyor.


alican arıcan
29/07/12

BEYİN YANDI-511

Işık açık kalmış, fatura yine kabarık gelecek. Uyandığımda aklıma gelen ilk şey paradır. Çünkü parayı elinde tutamayan bir aileden geliyorum. Babam dünyayı dolaştı. Dolaştığı yerlerde çok para harcadığı için altı sene Kasımpaşa'da bir apartmanın bodrum katında oturduk. Hayatımın en kötü dönemiydi. Kesinlikle yokluk çektiğimiz zaman diliminden güzel bir dönemmiş gibi bahsetmeyeceğim. Yoksulluğun samimiyeti arttıran bir şey olduğundan dem vurmayacağım. Aksine, insan yoksulluk çekerken daha asabi oluyor. Maalesef daha anlayışsız ve kaba oluyor. Çünkü yoksulsun anladın mı? Yok.

Neyse, kendimden bu kadar bahsetmiş olmam giriş için yeterlidir diye düşünüyorum. Ben sonra İsviçre'ye gittim okumak için. Tam bir Türk filmi kıvamında geçti bizim hayatımız. Babamı erken yitirdik; 56 yaşında aramızdan ayrıldı. Yaşasaydı daha çok para kazanacak ve kaybedecekti. Babam parayı severdi. Ben ise yoksulluk günlerimizden kalma alışkanlıklarımı bir türlü atamadım üzerimden. Çünkü o dönemi yaşadığımız sırada ben çocuktum. Çocukken ne görüyor ve duyuyorsak büyüyünce onları yapıyormuşuz meğerse.

Abim aradı şimdi, öğlene kadar uyumuş olmamla ilgili sitem etti. Salaktır benim abim, tam üç kere evlendi. Son evliliğinden iki çocuk sahibi oldu. Fakat eşi eşcinsel çıktığı için bileklerini kesti. Onu hastahaneye bir başka eşcinsel yetiştirdi. Abim şimdi hayatını bir eşcinsele borçlu. Benim salak abimi çok severim ben.

Neyse ki salak abimin çocukları çok akıllı çıktı. Babalarına inat aptallıktan nasiplenmemişler. Sağolsunlar.

Ben İsviçre'den döndüğümde memleketimiz çok değişmişti. Altı ay kadar ne yapacağımı bilemedim açıkçası. Birçok şey değişmişti. Ben giderken bu kadar çok insan yoktu sanki. Birden üremiş memleket. Tatillerde falan hiç gelmedim buraya, zaten annemle ve babamla inanılmaz bir bağ yoktu aramızda. Abimi hiçbir zaman abi olarak göremedim zaten. Öyle bir otorite kuramadı üzerimde. Neyse canı sağolsun.

İş buldum sonra, oha bu arada saat üç olmuş gelen giden yok dükkana...
Neyse bulduğum iş çok güzel başladı. Güzel gidiyordu derken birden olaylar tersinden akmaya başladı bizlere doğru. O ilk günlerin heyecanı tacize uğradı resmen. Ben İsviçre'ye geri dönmeye karar verdim. Bırakma dediler, bıraktım. Baktım olmuyor bırakırım ben. Bence herkes bırakabilmeli. Karakter sahibi herkesten bahsediyorum elbette.

Daha sonra abimi aradım durumları anlattım. Tabii ki bir etkisi olmadı. Zaten abim hiç olmadı.
Zaten abim olmamış...sanırım annemlerin suçu bu.

Neyse müşteri geldi bi saniye...



Alican Arıcan
28/07/12

24 Temmuz 2012 Salı

BEYİN YANDI-510

DÜNDEN RAZI BİRİ OLMAK ÜZERİNE SAHİL ŞERİDİNDE SEYİR EDEN KISA BİR HİKAYE



Sabah 6

Benden bir şey uman varsa burada kesin duman vardır.

Evde tek başıma ya da başınayım. Bu seni bir yere kadar bağlar. Muhtemelen yüzümü hayal edebileceğin kadar detaylı yazmayacağım. Ancak o şekilde yazmış olursam şimdiden kusuruma bakmazsan sevinirim. Biraz gerginim beni bu yüzden bağışlamanı falan beklediğim yok. Az evvel ısınmasını beklediğim sütü unutup salona geçtim. Döndüğümde süt taşmıştı ve ocağın üstü beyaza bürünmüştü.

Bürünmüştü kelimesini cümle aleme karşı cümle içinde kullandığım için nobel alacağım günü bekliyorum. Bazen beynim çok hızlı çalışıyor gibi geliyor ve not alamadan unutuyorum şahane fikirlerimi. Halbuki insanlık benden daha bir asır faydalanabilirdi. Neyse bunu düşünmek için çok geç. Neticede intihar bir sonuçtur ve sonu güzel biten filmler mutlu etse bile inandırıcı gelmez.

Neden mi?

Çünkü ölüm var, ölümden sonra volume var. Yüksek sesle okunan dua ve ilahiler var. Volume daha çok o kısmı ilgilendiriyor.
Neyse nobel baba bana ödül getirecek süreye sahip olmadığına göre gönül rahatlığıyla son nefesimi verebilirim.

Fakat nasıl intihar edeceğim? İşte bu büyük bir sorun. Çünkü benim gibi çok zeki biri takdir edilecek bir biçimde intihar etmeli. Geçtiğimiz hafta ezan okunurken yüksek sesle müzik dinlediğim için beni acımasızca eleştiren alt komşuma mı danışsam acaba? Belki benden nefret ettiği için çok güzel bir fikirle bana geri dönebilir.

Ne dersin? Hoş olmaz mı?
Beni muhtemelen ciddiye almayacak, bu yüzden vereceği hızlı cevapla çok güzel bir fikir yürütebilecektir aniden. Ben gerçekten geleceği görebilen çok akıllı biriyim. Keşke ölmeseydim ya... Bunu düşünmeye devam edersem kendime acıyıp vazgeçerim kesin. Zaten bu acıma duygum yüzünden başıma gelmeyen kalmadı. Etrafımdaki herkese acıdım ben. Bu sebepten hep vicdanlı olduğumu zannederdim. Meğerse bu kadar acıdığım için esas vicdansız benmişim. Aslında kimsenin gözünün yaşına bakmamam gerekiyormuş. Ben mal gibi bakmışım affedeyim.

Acaba son bir defa apartmanın altındaki esnaf lokantasına mı gitsem?
Ben pilavı çok severim, sanki atalarım Çinli. Belki pilav yedikten sonra giriş katta oturan Halime teyzenin torunu Burak'a son bi hediye veririm. Ne bileyim Beşiktaş formalarımdan biri olabilir mesela, nasılsa ben öldükten sonra kimse giymez. E vermişken hepsini vereyim bari. Neticede Beşiktaş'lı olmak güzel şey. Dramatik bir şey. E hayatta öyle zaten. Dram dedim diye illa salya sümük olmaktan bahsetmiyorum salak salak şeyler düşünme sayın okur.

Of ya! lise sonda aşık olduğum bi tebeşir rengi vardı. Bunu en yakın arkadaşıma söylediğimde ne ağır daşşak geçmişti doğumuna itin sebep olduğu...
Keşke kefenim o renk olsa. Şimdi mecburen o klasik süreç yaşanacak dimi? Ağlamalı etmeli falan..ya aslında ben üzüntüden intihar etmiyorum ki keşke ağlamasalar ya. Kaderim böyleymiş falan yazsam nasıl olur acaba? Belki o zaman daha kolay kabullenirler. Herneyse bunları düşündükçe kendimden geçiyorum. Sahi ben adam mı seçiyorum?

Öğleden önce 11

Tam beş saattir düşünüyorum ve bir yere varamadım. Akşam Schalke 04 - Milan maçı var. Avrupa takımları ciddi hazırlık maçları yaparak hazırlanıyorlar. Geçen gün Beşiktaş Manchester City ile oynadı. 2-0 yenildi Beşiktaş. Olsun yine de mutluyum. Zaten futbol benim için güneşli bir havanın kötü bir günü temsil etme ihtimali gibi bir şey. Ne dedim ben? Anladın mı?

Çünkü ben çok zekiyim senin bunu anlaman mümkün değil sayın okur. Sen günlük sıkıntılarını bir seneye yayarak önemli bir insan olabilirken ben her anımı önemli kılmak için kafa patlattığımdan şu gencecik yaşımda ölüm gibi (sana göre) ciddi bir kararı almış bulunuyorum. Bana en çok ne koyuyor biliyor musun?

Sen ve senin gibilerin duyarsızlığı koyuyor sayın okur. Ha bu mektubu ne zaman bulur ve okursun bunu bilemem. Geçenlerde eski bir arkadaşım geldi. Aklı sıra bana yardım etmeye çalışıyor falan...neymiş efendim ben eski ben değilmişim. Çevreme bi el atsam iyi olurmuş falan...ulan herkes yaşam koçu olmuş ya. Akıl verenlerin akıl alma ihtimaline hayranım. Etrafımı değiştireceksem değişime bana o aklı veren insandan başlamayı tercih ederim.

Halbuki terzilikle uğraşan dedemin dinsizliği kadar samimi gelir bana kendi aklıyla yetinen insanlar. Basit ve sade yaşarlar. Gösteriş denen şeyden uzak oluşları çok hoşuma gider. Altın taraklı berberin altın varaklı müşterisi kadar gerzek olmamalı insanlar. Özür falan dilemiyorum.

İntihardan vazgeçtim. Akşam liseden bi arkadaşla fifa atıp öyle öleyim diyorum. Neticede adamlar pes'in kadrosunu dağıtmışlar falan..


Alican Arıcan
24/07/12

23 Temmuz 2012 Pazartesi

BEYİN YANDI-509

Son zamanlarda sürekli olarak memleketten gitmek zorunda kalan abi-abla haberleri alıyorum. İster tanınmış olsun ister tanınmamış ama birileri hep gitmek adına çaba harcıyor olmuş. Peki bu insanları "gitmek" zorunda bırakan ne?

Şimdi zirzop gazetesi köşe yazarı gibi maddeler halinde sebepler yazıp "yazarlık zekası" taslamayacağım kardeşim. Açık konuşmak isterim. Memleketimiz belli ki iyi bir dönem yaşamıyor. Sokaktaki adamın bunu anlaması lazım ama sanırım genel havayı bi soluyunca bu da anlaşılmıyor.

Mesela Sertab Erener oldukça rahattır.
Ancak Fazıl Say değil.
Peki neden? Nedeni belli sanki, birisi iktidarın tam dibinde diğeri iste tam tersinde. Zaten ülkede iktidarın kendini ifade etme biçimine biraz olsun karşıysan parlak suratlı düşmanların dünden hazır. Meğerse senelerce hazırlanmışlar bu arkadaşlar. Çok güzel çalışmışlar alttan alttan...

Şimdi o kadar parlak suratlı adam var ki etrafta, gerçekten insan kendini güneş ışınlarının etkisinden kurtaramıyor. Biri çıkıp "gideceğim" dediğinde bunu anlamamak mümkün değil. Ötekileştiriyorlar bir güzel. Yani sen "ben farklıyım" diyorsun, onlar sana "olamazsın" diyor. Çünkü giydirmek istedikleri bir kimlik mevcut. Ilımlı mıdır? bilemem...ancak bir şeyi ılık tüketmek gereksinimi varsa demek ki orada sıkıntı var. Yani ılık olmasını istedikleri şey ya da şeyler daha evvel kaynıyormuş demek ki...

Bu parlak suratlılardan benim etrafımda da var. Mesela Türkçe Olimpiyatlarından rahatsızlık duymam onlara batıyor. Şu mevsimde oruç tutmuyor olmam onları acayip rahatsız ediyor. Sorsanız "öyle bir şey yok" derler. Ancak tüm tepkileri zihinlerinde toplanmış bu arkadaşlarımın sonları nereye varıyor bilemiyorum.

Bu parlak suratlıların esas niyetini anlamak için iyice bir düşünmek lazım.

Kürt açılımı ve Aleviler

Peki ne oldu? Değişen ne?

Madımak oteli? peki ne oldu?

Hadi onu geçtim, dağdan birileri geldi önce affedilecek dediler sonrası ne oldu?

Şike davası nereye vardı? boşu boşuna aylarca içeride yattı tonla adam...Sonrası ne oldu?

Ergenekon ne oldu sahi?

ya Balyoz?...ne oldu kardeşim?

YETMEZ AMA EVET! dediler ya hani..sanıyorum hakikatten yetmedi..ılındı ılındı yine yetmedi. Sahi 12 Eylül'de ne oldu?

Kardeşim kalmak isteyenlerin oldu bu memleket, gitmeyi kafaya koyanların adı okunmuyor etrafta. Polisten korkmuyor musun?

Nasıl ya?

Ben korkuyorum ama korkmuyormuş gibi davranıyorum ne yapayım. Memlekette istediği gibi hareket edipte hesap vermeyen tek topluluk. Ancak hak ediyoruz bunları. Çünkü çoğumuz yettiremediği halde evet dedi. Gitti sandık başına "istikrar" dedi. Al sana istikrar. Şiddetli istikrar hemde! istemediğin kadar. Bunaltacak kadar istikrar sana. Alın kardeşim istikrarınızı işte, dilediğinizce istikrarlanın artık.

Hadi onu bunu geçtim. Deniz Feneri ne oldu?
Zahid Akman şimdi hangi konumda?

Yahu insanın gerçekten midesi bulanıyor be kardeşim. Sadece tek bir soruyla...

Hadi onu da geçelim..işçi ölümleri nereye bağlandı? Kaç kişi ve kimler bu ölümler sebebiyle hüküm giydi?

Samsun'da TOKİ'nin yaptığı evlerin içinde can verdi insanlar. Peki hangi bakan bunun hesabını verdi?

Kardeşim başka memleketlere "medeniyet" dersi vermeye kalkıyor ya birileri...Yahu bu memleket son 10 senedir medeniyetten eser gördü mü ki? Daha neyi savunuyor, neye sahip çıkıyorsunuz?

Birileri sağda solda "memleketten gideceğim" diyorsa kendi kendine demiyor ya bunu. Kimse oturduğu yerden isyan etmiyor ya hani..

Neyse vefasızlık genlerinize işlemiş. Geçmişten dem vurup vurup günün saçmalıklarını savunun çok meraklıysanız eğer.
"Türkiye'de iç savaş olmaz yahu" derken kastettiğiniz iç savaş silah-şiddet barındırıyor elbette. Esas iç savaş psikolojik olarak zaten yaşanıyor. Çıkıp utanmadan "milli gelir" falan demeyin sakın.

Çünkü biri gider, milli gelir.



Alican Arıcan
23/07/12

22 Temmuz 2012 Pazar

BEYİN YANDI-508

Efendim biz yazarlar gece geç saatlerde çalışmaya başlarız. Başarımızı geç saatlere borçluyuz.
İlhamın gecenin köründe geldiğine inanırız.

SUS YAVŞAK!

Bu koskoca bir yalandır. Yazan - çizen takım bunu iyi bilir. (bilmiyorsa bilsin) İlham gecenin köründe geliyorsa o şey ilham falan değildir. İşsizin tekidir yahu.

BUNLARI BEN YAZMADIM BAŞBAKAN YAZDI :(

Beşiktaş hazırlık maçında yenilmiş fakat gençler göz doldurmuş. İşte futbolu bu yüzden seviyorum hep "telafi" edilebilen bir tarafı var. Tıpkı sınavlar gibi, sınavlarıda çok severim ben. "Nasıl geçti?" diye sorana "iyiydi ama belli olmaz" derim. Neticede girdiğim her sınav (sırf girebildiğim için) bir şekilde iyi geçmiştir zaten.

TAKİP EDİLİYORUZ!

Açık konuşmaktan mutlu olurum, bazen canım açık konuşmak istemez. Anlamadığım şeyler için sorular sorarım. Cevap beni tatmin etmediyse yine sorarım. Baktım olmuyor bırakır giderim. Ki bırakmışlığım çoktur. Cep telefonum dinleniyorsa gerçekten ayıp ediyorlar bunu böyle bilsinler.

HOŞGELDİN RAMAZAN...NABER RAMAZAN?

Ramazan ayına adımlarımızı gıdım gıdım atmamızla birlikte manevi tarafı kuvvetli muhafazakar mizah algımız çeşit çeşit şakaların altında ezile ezile kendi suyuyla gurur duyar hale geldi. Teşekkürler çağdaş arkadaşlar!

BEN BİR METİN YAZARIYIM!

2010 Şubat ayından bu yana çeşit çeşit reklam meklam işlerine metin yazdım cınımıniçi. Daha da ilerleyen zamanlarda başımdan geçenleri isim vere vere yazacağım demiştim birkaç ay evvel. Evet yine belirtiyorum. Anı olarak değil teknik olarak belirteceğim.

İYİ İNSAN OLMAK

İyi insan olmanın çeşitli yolları olduğunu düşünüyorum. Her insan iyidir gibi bir fikire inanmıyorum. Bazı insanlar yavşaklardır. Yavşaklarla anlaşmak zordur, ancak kısmet-nasip diyorum.

FUTBOL CAHİL İŞİ

Futbol cahil işi kardeşim, armalara anlam yüklemeye ve stadyumları dini mekanlarla bir tutmaya gerek yok. Böyle dedim diye "din akıllı adam işi mi?" şeklinde bir soruyla karşı çıkacak olabilirsin. Haklısın.
Fanatizme dökülen ne varsa saçma.

BUGÜN PAZAR

Pazar günlerini sevmezdim, hala daha sevmem. Teşekkürler

EVİN KAPISI ÇALDI!

Yoksa bir gelen mi var!



Alican Arıcan
22/07/12

19 Temmuz 2012 Perşembe

BEYİN YANDI-507

Hepsini sıraya dizdim. Duvarın dibine doğru geçmelerini istedim. Avuçlarını açmalarını istedim ve sopamı kapıp yanlarına geri döndüm. Çok konuşmuşlardı ve yaramazlık yapmışlardı. Kısacası canımı sıkmışlardı. Ellerine vuracağımı sanıyorlardı. Ben ellerini avuçlarını patlacağım sanıyorlardı.

Büyük yanıldılar, sadece yanıldılar demiyorum bak. Büyük yanıldılar.
Çünkü ben elimdeki sopa ile suratlarına vurmaya başladım. Bazıları kaçmaya çalıştı ama bağırarak durdurdum.
Çok korkmuşlardı ve bu çok hoşuma gitmişti çünkü amacım buydu. Korkmalarını sağlamak. Sayıca fazla değillerdi ama can sıkmak için yetiyorlardı. Onlara neyin doğru ve neyin yanlış olduğundan bahsedecek gücüm kalmamıştı. Bu yüzden dayak atmayı seçmiştim. Sinirimi başkalarından çıkarmayı sevmem ama bu defa mecbur kalmıştım işte.

Neyse işte neticede birileri benim yüzümden oldukça şiddetli bir gece geçirmek durumunda kalmıştı. Acı dolu çığlıkları bugün bile kulağımdadır. Üzerinden çok zaman geçti aslında. Şimdi düşününce hak ettiklerini görüyorum. Neticede ben huzurdan yanayım, iç huzur falan.

Canını yaktığım insanların kimliğinin önemi yoktur. Neticede o kadar insanın canını yakmış olmayı göze almış olmam benim için yeterlidir. Zaten bir acı çekilmişse kaç kişinin çektirdiği ya da kaç kişinin o acıdan geberdiğinin bir anlamı yoktur. Sayılarla uğraşmak anlamsızdır. Neticeye bakmak daha anlamlı gelir bana. Zaten hep abuk tarafından tartışırlar kırılmış soyların geçmişini ya da kırılacakların geleceğini. Ha milyonlarca ölmüş, ha binlerce...ne değişir?

Hiçbir şey değişmez canımın dibi...hiçbir şey değişmez kusura bakma.
Birilerinin ağzından burnundan kan gele gele gidişini izlemişse yeryüzünden akılsız bir kader. Hiçbir şey değişmez; değişemez.
Zaten o şekilde değişeceği varsa bile değişmesin. Yok etmeyi göze alanlar yaşıyor hayatı. Bunu farkettim yakın bir zaman diliminde. Bazı insanlar bazı durumlardan çok güzel sıyrılabilirler. O insanlar hayatları boyunca yok yere sıra dayağına çekilmediklerinden öyledirler. Ben lise hazırlıkta okurken hiç alakamın olmadığı bir abukluğun "sıra dayağı" ile sonuçlanan kısmına denk gelmiştim. Avucumun içi şişmişti. Hadisenin izi kalmıştı bir süre. Çok saçmaydı ama yaşamıştım yani.

Şimdi şimdi anlıyorum o lüzumsuz sıra dayağı hadisesine neden katıldığımı. Çok saçmaydı ama benim avucumada patlatmıştı müdür bey. Demek ki bazı şeyleri o şekilde anlamam gerekiyormuş. Kaldı ki ben bir şey anlamamıştım o zaman. Sonradan anladım ama işte. Bazen hiç alakamızın olmadığı durumların içinde bize uygun görülen "karakteri" canlandırmamız gerekiyor. Hayat öyle bir süreci kapsıyor sanırım. Bazen hiç alakanız olmasa bile bir karar vermeniz ve onu uygulamanız gerekiyor. Kim ne düşünürse düşünsün diye içinizden geçirmeniz gerekiyor. İyi giden şeyler bitmez. Kötü giden şeyler biter.

Hayat bazısına dayakla merhaba derken.
Bazı hayatlar kalp kriziyle biter.



Alican Arıcan
20/07/12

16 Temmuz 2012 Pazartesi

BEYİN YANDI-506

Bu defa sizlere insanoğlunun huzur denen hissiyatı nasıl katlettiğinden bahsetmek isterim.
Bunu elbette kendi tadımda aktaracağım, artık siz ne kadarını anlamak zorunda hissederseniz o kadarını anlarsınız ciğerlerim.

Bir sebepten aynı ortamda toplanmış insanların öncelikli olarak ihtiyaç duydukları şey "huzurdur".
Huzur tüm iyiliklerin anası-babası ve akrabasıdır. Huzur ile hızır arasında nasıl bir bağ vardır bilemem. Bilenlerle ilgilenemem şu an derdim bambaşka...

Neyse işte, zamanla körelebilir insan. Mesela benim senelerdir süren arkadaşlıklarım var ve bu arkadaşlıklar bir süre sonra eskidi.
Baktık olmuyor bir süre görüşmemeye karar verdik. Bazı arkadaşlıklarımızda baktık olmuyor hiç görüşmemeyi uygun gördük. Güzel deneyimler olarak bir köşede kaldılar. Hayat öyle bir şeymiş ve biz o arkadaşlarla birlikte bunu tecrübe ettik. Yaşımız bir süre sonra hep ufak kaldı yanımızdakilerden. Bir baktık ki arkadaşlarımız hep kocaman adamlar-kadınlar olmuş. Dolayısıyla kendi yaş gruplarımızla çeşitli çatışmalar yaşadık.

Mümkündür.
İnsanoğlu vefasız kardeşim. Buna bende dahilim. Yeri geldiğinde öyle, yeri geldiğinde böyleyiz.
Su gibiyiz valla, hangi kabı bulursak onun şeklini alıyoruz. Ancak kendime hayvani ebatlarda haksızlık edemeyeceğim.
Dolayısıyla hakkımı yemekten vazgeçiyorum.

Az evvel dedim işte, sürüyle şeyi tecrübe ediyor insan zaman içinde. Yaşlar ufak görünebilir ve kafalar alçaktan yolculuk ediyor olabilir. Anlamadığım tonla insan var ve bu benim sorunum olabilir. O "-de"ler hiç ayrılmayabilir, uzun vadede dilimiz kirlenebilir. Kimse bir şey anlamayabilir ve sorunlar çığ gibi büyüyebilir. Ben daha çok düşüneceğim bu da bir gerçek. İnsan tanıdıkça başka bir tarafından bakmak şansım olacak.

Peki ya başka bir taraftan hiç bakamayacak olanlar ne yapacak?

Kimse kusura bakmasın ya da bakarken gözünü kapamasın ve kral marka kusurunu görsün. Ben kendi kusurlarımdan bahsetmeyeceğim çünkü onlarla yeterince yüzleşiyorum. Ancak başka bir taraftan bakamayan herkesin kusuru büyüktür kardeşim bu böyle biline...

Para harcamak kolay olmalı - adam harcamak zor olmalı

Defalarca yaşanmıştır. Herkesin başına gelmiştir ve böyle anılar biriktirilir bu hayatta. Elbet birileri ya da sen, ben arkadaş ortamından bir şekilde uzaklaştırılmış veya uzaklaşmışızdır. İnsanoğlu nasıl bir süt emmiş bilmiyorum ancak kalitesinin günlük sütlerden beter olduğu kesin. Yoksa adam gibi yaşıyor olurduk hepimiz.

Bir şey satın alırken pek düşünmeyiz. Nasıl olsa harcanan paranın yerine yenisi geliyor bir şekilde. Ancak insan harcayınca iş değişiyor bebişistan kralları. İşte o noktada "insanlık" sorgulanır. Kusura bakmak yok "akıl" kesin sorgulanır. Dahası "hayat" baştan sona sorgulanır. Evet evet tırnak içinde...hatta tırrrrrnak içinde sorgulanır. Yani ben sorgularım en azından, sen yapmak zorunda değilsin tabii.

Neticede sizin beyniniz ve sizin kararınız

Bazı kararların çok kolay alındığını görüyorum ve bazı kişilerin bazı ortamları karıştırıp ardından profesyonelce işin içinden sıyrıldığına şahit oluyorum. Şimdi ben bunları buraya yazıyorum ya, esasında bu bile birileri için suç teşkil etmektedir. Neyse hayırlısı diyip yazmaya devam edeyim.

İnsan geriye baktığında hangi noktadan başladığını gördüğünde vefa duygusu güçlenir

Çünkü hayat yolculuğu öyle "sorumsuzlukları" peşpeşe dizip gururla izlenecek bir durumdan ibaret değil. Geride kalan ve sadece pişmanlık hissiyatı bırakmış yaşanmışlıkların izi zor siliniyor. Elbette o izleri silebilecek başka ve iyi insanlar bulunuyor hayatta. Neticede ufacık yeryüzünde milyar taneyiz kardeşim, adam gibi şaka yapın hepimiz gülelim. Neyse yani herkes zamanla ardına döner bir bakar ve nerede hata yaptığını sorgular. Ben yaptım, evvelden yapmıştım. Zaman zaman yine yaparım, lazım oldukça yaparım. Kimse engel olamaz.

Bu yazı burada sonlanabilir ancak hayat devam ediyor. Yani herkes bir gıdım aklı başa toplarsa eğer, hayatlar hayırlara vesile yaratır diye düşünmekteyim. Adeta mutlu bir esnaf gibi.

Bunları neden mi yazdım?

Akşam berbere gittim, Durmuş abiyle konuşuyorduk falan fistan. İyi biridir Durmuş abi. Senden benden kat kat dindar ama haline şükrediyor oluşunun din ile kitap ile alakası yok kardeşim. Tek bir şeyle alakası var o da "insan" oluşuyla...daha doğrusu "iyi insan" oluşuyla. Yani tonla öğretinin okunması ve fiziksel kabiliyetlerinin sıralanmasına zaman harcayıpta insanlık denen hissiyattan bir gıdım nasiplenmemişlere günde bir kere tok karnına Durmuş abinin dükkanına uğramalarını öneririm. Şahane hayat dersleri var.

Salgılarımla.


Alican Arıcan
16/07/12