30 Temmuz 2009 Perşembe

yazı

ALIŞVERİŞ MERKEZLERİNİN SOYUNMA ODASINI ANDIRAN TUVALETLERİNDE AYNA KARŞISINA GEÇİP CEP TELEFONU İLE FOTOĞRAF ÇEKTİREN İNSAN EVLATLARININ ANLAŞILAMAZ RUH HALLERİ ÜZERİNE...


Bu yazıya başlarken en sağlam kelime "ulan" olur diye düşündüm..sonra vazcaydım.Ulan dedim kendi kendime..bu insan evlatlarına ulan desen onlardan farkın kalır mı? diye sordum.İşin ilginci soruyu sorduktan sonra kendimdende tiksindim şu yazıya vakit ayırdığım için.Ancak belli ki derbi geyikleri ile geçecek bir haftanın başlangıcından bir önceki günde güzel ülkemizin çeşitli vaziyetleri hakkında yazabilecek şahane durum ya da durumlar bulamadım.Belki aramadığımdandır.Aklıma başlıkta bahsettiğim insan evlatlarının günlük sorunlarının ne olabileceği ve o sorunlara ne gibi çözümler "yaratabileceğimiz" konusu hakkında yazmak geldi.Dedim en azından saçmasapan vakit geçireceğim bari saçmasapan şeyler hakkında yorum belirteyim.Biz zaten kafadan kaybetmişiz yaşıtlarım ve alt-üst civarında gezenler tamamen kafadan kaybetmiş..sosyalleşmek üzerine derin sorunları olan gençliğimizin en az bu ülkenin başbakanı kadar eleştiriye açık olamayışları ya da olmayışları "asilik" ya da ne bileyim işte "genç adamın kanı kaynar doğal olarak saçmalamaları mazur görülmelidir" sebepleri ile açıklanamaz bence.Gezmek..dolaşmak..eğlenmek falan şahane tamam buna katılmamak elde değil.Genç bir insan evladının dört duvara kapatılması kesinlikle bir rezalet.Hatta tam aksine gençlerin sokağa çıkıp birbirinden farklı yerlere gidip oralarda zaman geçirmeleride şahane..hani alışveriş merkezlerine gidenlerede kızmıyorum.Ancak alışveriş merkezlerinin soyunma odalarını andıran tuvaletlerinde kocaman aynaların karşısına geçip cep zırttırı megapikselli kameralı cep telefonları ile zaman harcayan ve bunları sonradan boy boy facebook ortamına şutlayan arkadaşların zeka seviyeleri üzerine anlamlı şüpheler barındırıyorum.Diyeceksin ki şimdi "ulan sen sanki deney tüpüyle geziyorsun" yahu bu durumu deney tüpü şakası ile aktarmak zaten benim kullandığım bir kalıp.Ben ders çalışan adamdan ve ödevini vaktinde yetiştirip hocasının gözüne girmek adına uzun mesafeleri kısa zamanlarda kaydetmiş adamlardan zaten nefret ederim.Ama benim durumum sorumluluklarını gerçekleştirmese bile hocalarına karşı saygıda kusur etmeyen adamın durumudur..hani Alican adam gibi çalışmaz etmez ama derslere katılır ve zaman zaman yaptığı şakalarla belki birkaç kişinin tebessüm etmesini ya da ne bileyim bende çıkartabileceği yüksek seslerle güldüğünü belli etmesini sağlayabilir..burada önemli olan ben değilim zaten benim ne mal olduğumu benimle hayatının belli bir kısmında zaman geçirmiş arkadaşlarım bilir.Bu yazıda önemli olan şey bu kızların ya da zaman zaman erkeklerinde dahil olduğu büyük kadroların fotoğraf sanatına yeni bir boyut kazandırıp sadece alışveriş merkezlerinin soyunma odalarını andıran tuvaletlerinde değil..gidilen çeşitli çaydı kahveydi ya da alkoldü kolaydı içilen mekanlarda çekilen fotoğrafları facebook ortamına şutlamaları.Etiketlenen fotoğrafların yarattığı kalabalık ve herkesin her yediği b.ktan hepimizin haberinin olması..hani ben tutup iki fotoğraf eklemişim kimseye koymaz ama kalkıp elemanın teki dün gittiği arkadaş toplantısından derlenen otuz fotoğrafı aniden şutlayınca insan o kalabalığı gördüğünde fotoğrafta etiketlensin etiketlenmesin yüzü gözüken her insan hakkında ayrı ayrı iğrenç şeyler düşünebiliyor..hay aklını...,hay zihnini... şeklinde aynı amaca hizmet eden ama söyleniş biçimleri farklı hakaretleri peşpeşe sıralayabiliyor.Hepimiz öyle yada böyle aynı eğitim sisteminin kurbanları olarak şu an içinde bulunduğumuz ortama itildik.Ve belli ki çoğumuzun salak olmak üzerine anlamlı çalışmaları oldu.Geçtim kitap okumayı gazete bile okuyan kaç kişi var ki..herkesin ortak yalanı "belgesel izlerim" yalaaan magazin programlarınde kimin kıçındaki don kimin elinde geziyor haberi hepimizin ortak merakı..ancak zamanla erimeler oldu tabii bu durumda.Yani bazılarımız isyan edip "yeter lan" diye bıraktık o dönemi işte o dönemi bırakanlar şimdilerde "ulan eskiden tarkan dinlerdik..mustafa sandal vardı..serdar ortaç'ın çıkış parçası..."gibi konularda muhabbet döndürür oldu.O dönemden kurtulamayıp zaman içinde her türlü müzik ve o müziğin şekline bürünmek zorunda kalan arkadaşlarımızda oldu..illa ki hepimizin bir dönem simsiyah gezen bir arkadaşı ya da arkadaşları olmuştur.Şimdi dönüp dolaşıp soyunma odalarına benzeyen tuvaletlerde koca aynaların karşısında zırttırı megapiksel kameralı cep telefonları ile fotoğraf çeken ve ardından facebook ortamına inanılmaz bir hız ile bunları basan arkadaşları görünce..gerçekten simsiyah giyinen ya da Serdar Ortaç'ı sevmek ve onun çakra yaklaşımından istifade etmek üzerine kurulu yaşamından gıdım kıpırdamayan insanları çok daha fazla sever oldum.Hani beterin beteri var derler ya..durum onun gibi bir şey benim için.Binlerce dansözün olması cep telefonunun kamerasının ufacık objektifini dillemeye çalışan bayandan daha çekici oldu benim için.Tabii akıl fikir çok önemli şeyler yani insanların bu tür durumlarda "onlar senin küpene karışıyor mu?" ya da "herkes senin dinlediğin müziği dinlemek..senin sevdiklerini sevmek zorunda mı?" gibi soru ve sorun,konu ve konuklarla çıkıp gelebiliyor aniden.Benim zaten dinlediğim net bir müzik türüde yok ki..yani ben herşeyi dinliyorum ciddi ciddi herşeyi hemde ama sürekli değil..yani kalkıp sürekli Cengiz Kurtoğlu dinlesem o adamın Artvinli oluşu hakkında yapacak şakamda kalmazdı..ya da ne bileyim ben koskoca Artvin Cengiz Kurtoğlu'da çıkartıyor Özcan Alper'de diyemezdim en azından..çünkü esasında iki isim çok farklı adreslerin mutluluklarına..ya da umutlarına hizmet ediyor.İşte ben de diyorum ki ben o iki isimide izlerim dinlerim severim falan filan..ama en azından insan bazı şeyleri birbirinden ayırıp o vaziyetin ya da ruh halinin kibarlığı ile herşeyi sevebiliyor..hani kabaca bahsetmek istediğim şey şu esasında..herşeye karşı ama bir o kadar taraf olmuş gençlerimiz ya da yaşıtlarım herşeye saygı duyabilecek kadar zeki olsalardı eminim vakitlerini fotoğraf alanındaki lüzumsuz yeniliklere değilde hiç gitmedikleri bir mekana gidip "anaa böyle bişeyde varmış lan" diye geçirebilirlerdi.Hiç tanıyamayacağımız insanların sadece "ünlüler" olduğunu sanırız ki aslında en basit ulaşılabilecek tipler onlardır..ancak bilmem siz hiç düşündünüz mü aslında tanımak ya da tanışmak..muhabbet etmek konusunda en zorlanacaklarımız sokaktaki herhangibir insan evladıdır..Dün Kabataşta otobüs beklerken su aldığım amca ile yaklaşık onbeş dakika ettiğim muhabbet benim için yine şahane bir deneyim oldu..yeni bir hikaye öğrendim.Başkalarınca "cahil" denilerek bir köşeye rahatlıkla fırlatılabilecek hafifliğe sahip amcanın Ağrı dağının etiklerinde başlayan hikayesinin Kabataş'a uzanır oluşundan ziyade babasının hayatı ile bugün kendi çocuklarına karşı yapamadığı babalığın aslında ne kadar acı bir vaziyet barındırdığı..bu muhabbet benim çok güzel zaman geçirmeme sebep oldu.İnsanları tanımak güzel..bu heryerde mümkün.Hatta şimdi düşünüyorumda cep telefonum fotoğraf çekiyor olsaydı o amcayla kocaman bir ayna bulup fotoğrafımızıda çekebilirdim belki..windows media player sponsorluğunda çalınan Hain Geceler'in Cengiz Kurtoğlu tarafından dillendiriliyor olması kadar şahane ve bir o kadar itici olabilirdi...


Alican Arıcan
12/04/09

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder